Nereye gitsen yakanı bırakmazdı bir gökyüzü bir de yüreğin. Sonbahar zamanı yaşatmazdı tüm ihtiyaçları var olsa da bir yaprağı koparmayı vazife bilirdi dalından sanki ve yine bir sonbahar zamanı kuşlarda bırakıp kaçardı, sevmezlerdi o mevsimi.
Her gidişin bir dönüşü vardı, her yokluğun bile bir varlığı vardı ve insanlar nankördü, bir o kadar kördü, insanlar vurdum duymazdı birilerine vurup canını acıtırken duymazlardı, hissetmezken.
Hayat aslında bir kalemtıraş gibiydi, biz ise kurşun kalemdik. Ve hep güzelini isterken yontulurduk biraz daha küçülürdük sonunda ise ele avuca sığmadığımızdan atılırdık, tükenirdik, kullanılamazdık ya da ölürdük…
Bazen insan kendini parçalanmış bulutlar arasında yalnız bir güneş gibi hisseder, sıcaktır ama önü kapalıdır.Yorgundur, kıymet görmez, öyle ya milyar yıllar geçse de ısıtsa hayat verse de birilerini, teşekkür edeni olmamıştır ve yaşamdaki keşkeler dahi bir sonbahar gibidir, varlığı bir kaybediştir, ölüme uzanan bir yoldur ve hüzünlü bir yol alıştır. Düşünmek gerek önemli olan köprünün altından mı yoksa üstünden mi geçip gidendir. Önemli olan nedir ve kime göredir.
Düşüncelerin akıp giderken sonbahar sessizliğine kavuşurken, yabancı kalmak mıdır izlemek midir sadece yaşamak ve yaşamak ölüm değil de nedir istemsizce, altlar ve üstler olmasa orta yolu bulunsa da bulunacakken de bu bir birine karışan mevsimler ile birlikte altüst olmasa…
Yorum bırakın