Roller ediniyoruz, mekanına ve zamanına göre değişen çok fonksiyonlu oyuncular olarak. Rakamları pek seviyoruz, özellikle grafiği parabolik artan ya da ne denilmeli ki parakolik çıkarla çoğalan. Oysa, hiçbir zamanda rakamlar bizi tam da mutlu edemeyecek ve hep eksik kalacak, doymamıza izin vermeyecek, kocaman et oburlar olacağız, etleri şapır şapır fışkıran, göbekleri patlayan ama biz yine doymayacağız. İnsanın canı sıkılmalı onları sayıp sayıp durmaktan, zaten sayılar arttıkça insan daha mutsuz kalmalı, ne boş üstlenilmiş görev, düşün ki çimene basmıyorsun ama hayatında sayın çok, sağ sıfırın bol, say say dur, banane eğer sana bir merhametli olma hissi vermeyecekse, ne yapacaksın sıfırdan eğrilmiş ve uzanmış bir yolu. Okumaya devam et “Yol Alınırdı”
Daha da acı olan,Tita kendi tutuşturucularının neler olduğunu çok iyi biliyordu. Ama ne zaman içindeki kibritlerden birini yakmayı başarsa acımasızca söndürmüşlerdi.
Haftanın Müzik Önerisi
S.Ü. Sakıp Sabancı Müzesi, Alman modernizminin öncülerinden Heinz Mack’ın 60 senelik uzun ve üretken kariyerini, 100’den fazla eser ile galerilerinde ağırlıyor.
Tahincioğlu ana sponsorluğunda S.Ü. Sakıp Sabancı Müzesi’nde (SSM) 18 Şubat 2016 tarihinde ziyarete açılan “MACK. Sadece Işık ve Renk” adlı sergi, 20. yüzyıl ortası avangart sanat ağı ZERO kurucularından Alman sanatçı Heinz Mack’ın yapıtlarını bir araya getiriyor. Sergi, Mack’ın ZERO akımının belkemiğini oluşturan erken dönem eserlerinden yola çıkarak uzun ve üretken kariyeri boyunca ortaya çıkardığı resim, heykel ve kinetik sanat eserlerinden zengin bir seçki sunuyor. Okumaya devam et ““MACK. Sadece Işık ve Renk””
Mustafa Güzelgöz,
1943 senesinde bir kütüphaneye memur olarak atanır. Gelen giden olmaz. Üstlerine, amirlerine danışır “Şşt, al paranı otur aşağı” derler. Tabi ki buraya konu olduğu üzere oturmaz yerinde ve gidip eşeğine iki sandık yaptırıp kitaplarla doldurur ve köy köy gezer, çocukları heveslendirir. Hakkında dava dahi açılır. Bir laf var ya “Okumak cehaleti alır, eşeklik baki kalır” , buradaki eşekten kasıt Mustafa’nın eşeği değil, amirleridir.
Neden kartpostalları bu kadar severim bilir misin? Küçükken hep posta kutularına bakardım, o zaman telefonlar bu kadar da yaygın değildi, internet hiç değildi tam bir geçiş dönemiydi çocukluğum. Hala birileri birilerine mektup yazıyor ya da kartpostal atıyordu. Okumaya devam et “Kartpostalın Hikayesi”
Haftanın Müzik Önerisi
Biliyorum, her bitiş bir başlangıca gebe ve bazen başlamak bir şey ifade etmiyor ,başlangıçların belirsizliğinden korkuyorsun kimi zaman. Anlıyorum ki kimi zaman anlamıyorum, sadece inanmış taklidi yapıyorum kendime, düşüncelerime… Aslında kendimi kandırmayı pek beceremem, bilirim zaten ben hiç kandırabildiğimi de inanmadım ki ama… Ama son hep aynı, alışıyoruz değişmeye alışıyoruz her geçen günle ruhumuzun daha dimağına kavuşmasına bir o kadarda bedenimizin artık yorulmasına… Okumaya devam et “Yazgı”
Sonu 'izm' le biten pek çok şeye mensup bir tanıdık. iki kelam ufak bi farkındalık. dandini dandini dastana.