Aslında bu yazı oldukça geç gelmiş bir yazı. Bangladeş’e bir tekstil fuarı için gitmiştim. Fuar bitiminde ise bazı tekstil firmalarının atıksuları için birtakım teknik ziyaretlerde bulunmuştum. Yaklaşık 10 gün süren Bangladeş ziyaretimin temelinde iş gezisi olsa da gözlemlerimi de bir kenara not aldığım sıradışı bir seyahat olmuştu.

Yaklaşık Türkiye’nin iki katı nüfusa sahip olan Bangladeş, Hindistan ve Myanmar ile çevrili bir coğrafyaya sahiptir. Nüfusunun %90’nında fazlası müslümandır ve tropikal muson iklimine sahip bir ülkedir. Geçtiğimiz sene sonu ilk kadın cumhurbaşkanı olan Begüm Halide Ziya’nı hayatını kaybetmişti. Uzun süre İngiltere sömürgeciliği altında kalan Bangladeş’in ana ekonomisi tekstil ve hazır giyim üzerinedir. Bildiğimiz çok kaliteli ve lüks tekstil markaların genelde üretim yeri burasıdır.

Aslında iş seyahati olması hasebiyle ve biraz da ülke kültüründe tekstilin yeri de önemli bir yere sahip olması nedeniyle farklı bir gözlemde bulunabilme imkanına sahiptim. Bunlardan biri ülkede su kaynağı fazla olmasına rağmen büyük tekstil firmalarının Zero Discharge standart gerekliliklerini sağlayabilmek adına geri kazanım projelerini önemsemeleridir. Aslında ülke bazlı bugün tükettikleri su kaynakları ve bunun aslında ana tüketicisi konumunda olan ve kendi milli suyundan tasarruf sağlayan diğer ülkeleri düşününce olması gereken tartışmasız bir gerekliliktir.

Gittiğim fabrikalar genelde şehrin uzak lokasyonlarında yer almaktadır. Hem altyapı hem ulaşım zorlukları hem de trafikte yaşanan kaostan aynı günde iki fabrikaya ziyaret etmek neredeyse imkansızdır. CNG ya da Rikşa ile seyahat daha kolay olsa da orta veya uzun menzilli yolculuklar için çok da konforlu olduğu söylenemez. Ayrıca yol boyunca korna sesleri sürekli yolun bir rutini haline dönüşmektedir.

Halkın büyük çoğunluğu geçimini tekstil fabrikalarında sağladığından işçi sınıfını yakından gözlemleme şansı da elde ettim. Kadın ve erkekler istihdamda yer almaktadır. Beni en çok etkileyen ise devasal fabrikaları dolduran binlerce kişinin vardiya değişimlerinde bir anda dağılışlarıdır. Aslında dikkatimi çeken bir anda dağılırken kimisi yalın ayak, kimisi terlikli, kimisi bir çantası bile olmadan, oldukça sade bir şekilde oradan topluluklar halinde dalga dalga uzaklaşmalarıdır.

İroni ise benim için burada başlamakta ve dünya üzerindeki bu dengesizliği tam da derinden hissettirmektedir. Mağazaya gittiğimizde tek bir ürün için yeri gelip 80 dolar verirken burada çalışan insanlar adına bu tutar aylık maaşlarına tekabül etmektedir. Hayatları bu kadar sade ve alım gücünden uzakken diğer tarafta o zorlukla ürettikleri emek ürünleri onlarca ve yüzlerce dolara alan, sürekli bir tüketim endüstrisi içerisinde mutsuz kalan kitleler de aynı dünyanın insanlarıdır. Üstüne Bangladeş’in doğal kaynaklarını hoyratça tüketmesi de bir başka acı gerçektir.

Tabii, iş ağırlıklı bir gezi olsa da arada küçük zaman dilimlerine sıkıştırılmış şehir keşiflerinde de bulundum. Bir özel charter uçuşuyla günü birlik Chittagong şehrine geldim. İş sonrası çok da yapılabilecek bir şey kalmayınca bizi oranın sahil kısmına götürdüler. Hafta içi bir gün olmasına rağmen oldukça renkli ve kalabalık bir ortamdı. Plajda çeşitli meyveler bir yanda satılmakta, diğer taraftan süslenmiş atlar kiralanmayı beklemekte, insanlar kendi hallerinde eğlenmekteydi.

Muhtemel onlara göre yabancı olduğum belki ten rengim belki de giyimimden bariz olunca onlarca kişi fotoğraf çekilmek istedi, hatta sahilde sıraya girildi. Utangaç ve kısık sesli bir şekilde fotoğraf çekilmek istediklerini söylüyorlardı. Genelde genç kızlar hemen yanıma geliyorlardı, erkekler de bakıyorlardı. Muhtemel rahatsız olurum diye bazı istisnalar hariç fotoğraf çekilmek için diğerleri gibi cesaret edemiyorlardı.

Daha çok Dhakka’da bulundum. Burada Astorian ve Police Plaza Concord Alışveriş Merkezi’nde onlarca dükkan bulunmakta ve dünya markası ihraç fazlası ürünleri neredeyse onda bir fiyatına satın alabilmektesiniz. Bu açıdan belki gezilecek yerler sınırlı olsa da alışveriş olarak çok uygun fiyatlara inanılmaz ürünler satın almak mümkündür.

Gitmişken bazı önemli yerlerine de ziyaret etmek istedim. Bunlardan birisi Buriganga Nehri kıyısında yer alan Ahsan Manzil yani Pembe Saray’dır. İçine neden olduğunu hatırlamamakla birlikte girmemize izin verilmemişti. Bir diğer yapı ise Armanitola bölgesinde bulunan, dışı ve içi mavi yıldız motifli porselen parçalarıyla süslenmiş olan Tara Masjid (Yıldız Camii)’sidir. Burada da bazı restorasyon çalışmaları yapılmaktaydı ama ziyarete engel değildi.

Buriganga Nehri’nin kıyısında Nouka / Dingi Nouka adı verilen ahşap kayıklarla karşı kıyıya geçmek kolaylaşmaktadır. Buralara kadar gelmişken noukaya bindim. Çok cüzi bir bedele sahip olan bu seyahat karşı kıyıya yaklaşık birkaç dakika içinde varmaktan ibarettir. Yalnız nehrin kirli olduğu ve üzerinde türlü yeşilliklerin yüzdüğü aklımda kalan bir detaydır.

Yine bu bölgede dünyanın en büyük limanlarından biri olan Sadarghat River Port bulunmaktadır. Liman kıyısı olan şerit o kadar kalabalık ki yollardaki trafiğin insan trafiği hali de buradadır. Bu sahil şeridini aşmak bir yandan yük taşıyan, bir yandan satış yapan bir yandan da yol alan insanlarla oldukça karmaşık hale dönüşmektedir.

Keza aynı bölgede yer alan Armenian Church Dhaka (Dakka Ermeni Kilisesi)’ya da ziyaret etme imkanı buldum. Ahşap bir tavandan oluşan bu kilisenin hemen yanında üst düzey mermer işçiliğine sahip bir mezarlık da yer almaktadır.

Yemek kültürü olarak çok yakın olmadığımızdan ve hassasiyet oluşturabileceğinden çok farklı tatlar deneme imkanım olmadı. Hasbelkader bu seyahatte ödüllü sinema filmlerindeki güçlü oyunculuk performansları, popüler televizyon dizileri ve seslendirdiği kendine has geleneksel/folk tarzındaki şarkılarıyla Bangladeş’in en saygın ve tanınan karakter sanatçılarından ünlü Bangladeşli aktör ve şarkıcı Fazlur Rahman Babu ile tanışma imkanı buldum. Ayrıca, Bangladeşli ünlü koreograf ve model Bulbul Tumpa ile de tanıştım.

Bangladeş seyahatimde aklımda kalan kapitalizmin gerçek yüzü, bir tür paradokslar, rengarenk ve karmaşık görüntüler, korna sesleri, fabrika dumanlarından kirlenmiş ya da kendisi o şekilde olan puslu havası, bulanık ve yeşilliklerin yüzdüğü akarsuları, iyi niyetli sakin hatta çekingen insanlarıdır. Biraz kaos ortamı ve zamanın yetmemesi de yine aklımda kalan garip gerçeklerdir.


Actually, this is a travel story that has come rather late. I had travelled to Bangladesh for a textile fair. At the end of the fair, I also made some technical visits regarding the wastewater of several textile companies. Although my approximately ten-day visit to Bangladesh was basically a business trip, it turned out to be an unusual journey in which I also had the opportunity to take notes about my observations.

Bangladesh, with a population almost twice that of Türkiye, is geographically surrounded by India and Myanmar. More than 90% of its population is Muslim, and the country has a tropical monsoon climate. At the end of last year, Begum Khaleda Zia, the country’s first female president, passed away. This region, which remained under British colonial rule for a long time, has an economy mainly based on textiles and ready-made garments. Many of the well-known, high-quality and luxury textile brands we know are generally produced here.

Actually, since it was a business trip, and also because textiles have an important place in the country’s culture and economy, I had the opportunity to gain some different observations. One of them was that, despite the country having abundant water resources, major textile companies attach great importance to water recovery projects in order to meet the requirements of Zero Discharge standards. In fact, when we consider the water resources consumed by the country today, and other countries that are actually the main consumers of these products and therefore benefit from the savings made from Bangladesh’s own water resources, this is undoubtedly a necessary requirement.

The factories I visited were generally located in distant parts of the city. Due to both infrastructure and transportation difficulties, as well as the chaos in traffic, it was almost impossible to visit two factories on the same day. Although travelling by CNG or rickshaw was easier, it cannot really be said to be very comfortable for medium-distance journeys. In addition, the sound of car horns constantly became a part of the journey throughout the road.

Since the vast majority of the population earns their living from textile factories, I also had the opportunity to closely observe the working class. Both women and men are employed in the sector. What impressed me most was seeing thousands of people filling huge factories and then suddenly dispersing when their shifts ended. What particularly caught my attention was the way they would suddenly leave in groups, wave after wave, some barefoot, some wearing only slippers, and some without even carrying a bag, in an extremely simple manner.

The irony begins for me here, and it makes me feel the inequality in the world very deeply. When we go to a store, we may sometimes pay 80 dollars for a single product, while for the people working here, this amount can correspond to their monthly salary. While their lives are so simple and so far removed from purchasing power, on the other side, the people who buy the products of their labour for tens or hundreds of dollars and remain unhappy within a constant consumption industry are also people living in the same world. On top of this, the careless consumption of natural resources is another painful reality.

Of course, although it was mainly a business trip, I also had the opportunity to explore the cities during the small periods of free time I could find. I travelled to Chittagong for a day by a private charter flight. Since there was not much else we could do after work, they took us to the coastal area. Although it was a weekday, it was a very colourful and crowded environment.

Various fruits were being sold on the beach on one side, decorated horses were waiting to be rented on the other, and people were simply enjoying themselves.

Perhaps because it was obvious to them that I was a foreigner, maybe because of my skin colour or perhaps because of my clothes, dozens of people wanted to take photographs with me, and people even formed a line on the beach. They would shyly and quietly tell me that they wanted to take a photograph. Usually, young girls would come directly to me, while the men would mostly watch. Perhaps because they thought I might feel uncomfortable, with a few exceptions, they did not have the courage to come forward for photographs like the others.

I spent most of my time in Dhaka. At Astorian and Police Plaza Concord Shopping Mall, there are dozens of shops where you can buy export-surplus products from international brands at almost one-tenth of their usual prices. From this perspective, although there may be limited places to visit, it is possible to buy incredible products at very affordable prices when it comes to shopping.

Since I had come all the way there, I also wanted to visit some important places. One of them was Ahsan Manzil, also known as the Pink Palace, located on the banks of the Buriganga River. For a reason I can no longer remember, we were not allowed to enter the building.

Another building was Tara Masjid, or the Star Mosque, located in the Armanitola area and decorated both inside and outside with blue star-patterned porcelain pieces. Some restoration work was also being carried out there, but it did not prevent visitors from entering.

On the banks of the Buriganga River, it is easy to cross to the opposite side by wooden boats called Nouka or Dingi Nouka. Since I had come this far, I decided to take a nouka. This journey, which cost very little, reaches the opposite bank within a few minutes. However, one detail that stayed in my mind was that the river was polluted and various kinds of green vegetation were floating on its surface.

Also in this area is Sadarghat River Port, one of the largest ports in the world. The strip along the port is so crowded that the traffic of people here almost resembles the traffic on the roads. Crossing this waterfront becomes quite complicated with people carrying goods, selling things, and travelling from one place to another at the same time.

Likewise, I had the opportunity to visit the Armenian Church of Dhaka, which is also located in the same area. This church, with its wooden ceiling, also has a cemetery right next to it featuring highly detailed marble craftsmanship.

Since we are not very familiar with the food culture and because it could cause some sensitivities, I did not have the opportunity to try many different flavours. By chance, during this trip I had the opportunity to meet the famous Bangladeshi actor and singer Fazlur Rahman Babu, one of Bangladesh’s most respected and well-known character artists, known for his strong acting performances in award-winning films, popular television series, and the distinctive traditional/folk-style songs he performs. I also had the opportunity to meet Bulbul Tumpa, a well-known Bangladeshi choreographer and model.

What remains in my mind from my trip to Bangladesh is the real face of capitalism, a kind of paradox, colourful and complicated images, the sound of car horns, hazy air polluted by factory smoke or perhaps naturally hazy itself, unclear waters with vegetation floating on them, and kind, calm, even shy people.

A certain atmosphere of chaos and the feeling that there was never enough time are also among the strange realities that have remained in my mind.

Yorum bırakın